Ağalığımız kaybolmuştur hükümsüzdür

Kızıltepe’de ve bölgede hatırı sayılan aşiret reislerinden Abdülkadir Timurağaoğlu, İslamda ırkçılığa yer olmadığını söyledi.

 

 

Osman SAĞIRLI ve Cemil Yıldız hazırladı

Türk filmlerinde bazen asi, bazen de sefil durumda gösterilen ağalar, Yeşilçam’daki yanlış tiplemeler yüzünden itibarlarının iki paralık olduğunu söylüyor.



Züğürt Ağa, Maho Ağa... sonunda ağa olan daha bir çok tipleme. Türk filmlerinde bazen asi, bazen de sefil durumda gösterilen ağalar, normal hayatta gerçekten böyle mi? ya da ‘açılım’ konusunda ne düşünüyor?
Ağalarıyla ünlü, GAP ile tescilli Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesindeyiz. Yanımızda meslektaşımız Ramazan, Hıdıreken Aşireti’nin reisiyle görüşmeye gidiyoruz. Kafamızdaki fotoğraf; ‘köyünde gezen bir aşiret ağası, etrafında kâh el pençe duran kâh pervane olan marabalar. Ancak Ramazan, “ağalar sizinle Viranşehir’deki evlerinde görüşecekler” deyince, şaşırıp kalıyoruz. Bir apartmanın dördüncü katındaki daireye giriyoruz. Ortada ne maraba ne de hizmetçiler var. Boynunda poşusu ile sevimli bir adam karşılıyor, “Ben Haşim Kaya hoşgeldiniz” diyor. Ev oldukça mütevazı, bizi başköşeye geçiriyor, kendisi de karşımıza oturuyor.

BEN DE BATIYA GÖÇECEĞİM
“Ağam malın mülkün neyin var? Ağalık nereden geliyor?” diye soruyoruz. Aklımız sıra sözü açılıma getirip ağadan birkaç kelime alacağız. 12 köyün ve 70 bin dönüm arazinin sahibi olduğunu söylüyor, mahcup bir şekilde dışarı çıkıp elinde çay tepsisiyle dönüyor. Çayları ikram etmek isterken tepsiye uzanıp, “Ağam öyle şey olur mu çayları biz dağıtalım” diyoruz. Haşim Ağa, “Misafire hizmet, hürmet sevaptır” deyip tepsiyi bırakmıyor.
Kışı Viranşehir’de geçirdiğini, yazın hasat döneminde köylerine gittiğini söyleyen Haşim Ağa, ağalığın kan kaybettiğini şu sözlerle anlatıyor; “Eskiden bizim Milli Aşireti’nin büyükleri çok mühim işler olmadıkça köylerinden çıkmazlardı. Lakin ben artık ağalığı bırakıp bir kenara çekilmeyi düşünüyorum. Şöyle batıda bir ev alıp bir de bahçe ekip kafamı dinlemek istiyorum. Yeter artık köylünün derdi çekilmiyor. Başları sıkıntıya giriyor, bir adam vuruluyor, bir kız kaçırılıyor herkes kapıma dayanıyor. Burada töre cinayetleri çok. Bu yüzden huzurum kalmadı.”

AŞİRETLERİ PKK BARIŞTIRIYOR
Günün şartlarında doğudaki feodal (ağalık) sistemin iflas ettiğine dikkat çeken Haşim Kaya, aşiret düzeninin kalkmasını istiyor: “Aşiretçilik bölge barışının önünde büyük bir engel. Aşiretlerin kan davalarını önlemede veya teröre karşı durmada eski gücü kalmadı. Bazı aileleri barıştırıyoruz. Üzerinden zaman geçiyor, bakıyorsunuz yine birbirlerini vurmuşlar. Şu anda aşiretler arasındaki barışı PKK sağlıyor. Mesela iki aşiret birbiriyle savaş etti, adam vuruldu diyelim, burada PKK aracı oluyor. Teröristler gelip bu iki aşireti barıştırıyor. Tabii bunu her iki aşireti de tehdit ederek yapıyorlar. Kimi aşiret isteyerek kimi de korkudan PKK’yı destekliyor. Gönül isterdi ki barışı bölgenin kendi halkı, ileri gelenleri sağlasın. Ama maalesef o günler artık mazide kaldı.”

GÜL İLE EŞİT OLURSAM AÇILIM VARDIR
Batıdan gelen mülki idare amirleri tarafından hor görülmekten usandıklarını dile getiren Haşim Ağa, “Açılımı desteklemekten başka çıkar yolumuz kalmamıştır. Hepimiz Türkiyeliyiz, Müslümanız. Bu ülke üzerinde yaşayan herkesin hakları eşittir. Bugün Abdullah Gül Cumhurbaşkanıdır. Onun da hakları vardır benim de. Böyle görmeye de mecburum. Cumhurbaşkanı üstündür diye bir şey yok. Makamına elbette saygımız hürmetimiz vardır. Ama bir yere kadar. Seçme ve seçilmede Abdullah Gül ile eşitim. Kanunlar önünde herkesin eşit olduğu bir Türkiye kurulduğunda açılım oldu demektir” diye konuşuyor.

KÜRTLER ÇANAKKALE’DE YOKMUŞ!
Haşim Ağa sohbetin ardından bizi kapıya kadar uğurlayıp ayakkabılarımızı çevirmekle kalmıyor, aşiretin reisi Münir Kaya’nın evine kadar refakat ediyor. Birlikte içeri giriyoruz. Yine izzet ikram hürmet ağamızdan... Aşiretin reisi bir süre önce siyasetten ayrıldığını mesleği olan avukatlığa devam ettiğini söylüyor. Münir Kaya, demokratik açılım tartışılmaya başladığından beri televizyon ekranlarında boy gösterip, “Kürtler Çanakkale’de yoktu” diyenlere ateş püskürüyor. Bölücülüğün bu insanların eliyle yapıldığını savunan Kaya, “Böyle neyi amaçlıyor. 80 yıllık yaranın kabuğunu kaşımakla ne kazançları olacak. ‘Çanakkale’de yoktunuz’ diyenlere evimde gururla sakladığım o günlere ait fotoğrafları ve belgeleri gösterebilirim” diyor.

BAK OSMAN PAŞA BU BENİM DEDEM!
Münir Kaya bu konuda ısrarla iddriaları sürdüren Osman Paşayı ise iddialarını isbata davet ediyor. Kaya şunları söylüyor;
“Osman Pamuk Paşa çıkıyor, Kürtlerin Çanakkale Savaşları’na katılmadığını iddia ediyor. Biz Milli aşiretine bağlıyız. İkinci Balkan harbi çıktığında dedem İbrahim Paşa Hamidiye alaylarını kurdu. Bugünkü adıyla Kırk Kilise ve Edirne’yi Bulgarlardan geri alan dedem ve askerleriydi. Yine dedemiz emrindeki kuvvetlerle 1915’de Erzurum Hasankale’de Ruslara karşı savaşarak büyük bir kahramanlık örneği sergiledi. Eğer o zaman cephe sadece Çanakkale ise bir şey demiyorum. Çanakkale gibi bir çok cephede savaş vardı. Hem Kürt olan aşiretimiz hem de bölgedeki Kürt halkının çocukları bütün cephelerde canlarını feda ettiler. Dedem İbrahim Paşa komutasındaki 39 alay taaa Viranşehir’den Doğu Beyazıt’a kadar gönüllü Kürtlerden kurulmuştu. Bu insanlar vatan için şehit de oldular gazi de. Ama sonunda da maalesef hain oldular!”



FOTOĞRAFLARI GÖSTERDİ
HAMİDİYE ALAYLARINI DEDEM KURDU

Viranşehir Hıdıreken Aşireti Reisi Münir Kaya’dan, “Kürtler Çanakkale’de Balkanlar’da yoktu” diyenlere tokat gibi cevap: “Hamidiye alaylarını dedem İbrahim Paşa kurdu. 2. Balkan Savaşları’nda ve Hasankale’de Ruslara karşı savaştı.”



ARTIK TÖRE CİNAYETLERİ İSTEMİYOR
Viranşehir’deki evinde görüştüğümüz aşiret ağası Haşim Kaya, töre cinayetlerinden bıkıp usandığını belirtti.




Mardin Kızıltepe’de ve bölgede hatırı sayılan aşiret reislerinden Abdülkadir Timurağaoğlu, İslamda ırkçılığa yer olmadığını söyledi.

Abdülkadir AĞA: ÇÖZÜM, İSLAM KARDEŞLİĞİNDE

Viranşehir’in tam aksine Mardin’de ağalığın halk üzerindeki birleştirici etkisi ise sürüyor. Kızıltepe’de bölgenin hatırı sayılır ağalarından Abdülkadir Timurağaoğlu’nun konağına misafir oluyoruz. İçeri girerken, ağanın aile eşrafı ve hizmetçileri el pençe divan duruyor. Ağanın ağır konukları olduğunu öğreniyor ve görüşmek için destur bekliyoruz. Ağa bürokrasi ve siyaset çevresinden gelen misafirlerini uğurladıktan sonra görüşmemiz başlıyor. 1977 -1980 yılları arasında MSP’den milletvekili olan Abdülkadir Timurağaoğlu, hükümetin başlattığı demokratik açılım sürecini değerlendirirken İslam kardeşliğine vurgu yapıyor: “Müslümanlar kardeştir. Peygamberimiz bir konuşmasında ‘İslam’da ırkçılık yoktur’ diyor. O zaman biz de bunu örnek alacağız. İster Türk, ister Kürt, ister Arap isterse Çerkez olsun iman eden herkesi kardeş olarak göreceğiz. İnsanların kendi dillerini geleneklerini yaşamalarına anlayış göstereceğiz. Bakın Osmanlı ne yapmış? Yüzyıllarca üç kıtadaki insanı idare etmesini bilmiş. Biz de Osmanlı metodunu ele almamız gerekir.”

TÜRKÇE KÖY İSİMLERİ İŞE YARAMIYOR
Bölgenin kanaat önderlerinden Vedat Timurağaoğlu ise açılımı önce insanların kendi aralarında yapması gerektiği görüşünde: “İnsanların kendi aralarında konuşmaları lazım. Ben bir kelime söylerken, karşımdakinin ‘acaba bunun altından ne çıkaracak. başıma bir iş geçer mi?’ diye düşünmemesi lazım. Yani samimi olacağız. Samimi olursak bütün meseleler kalkar. Açılımdan ne anladığımı anlatayım. Buraya gelen teknokratlar, bürokratlar, kaymakam ve devlet adına iş yapanlar, önce kendini sevdirecek. Sivillerin arasına girerek, onların dertleriyle dertlenecek. Buradaki insanların kaybedecek hiçbir şeyi yok. Siz onlara kaybedecekleri bir şey verin ki elinden gittiği zaman onun değerini bilsin. Mesela bizim yaşadığımız bölgenin ismi Girbeşik. Türkçe anlamı Alacalıtepe, buranın ismini Altınova yapmışlar. Olur mu? Biz kendi aramızda Türkçe köy isimlerini hiç kullanmıyoruz, zaten bilmiyoruz da. Birisi Türkçe ismini sorarsa tarif bile edemiyoruz. Biraz gerçeklerle yüzleşmek lazım.”

GERÇEKLERDEN KAÇAMAYIZ
Ağanın misafirlerinden Tahir öğretmen de dayanamayıp söze giriyor, gerçeklerden kaçmakla onu görmezlikten gelmekle bir sonuca varılamayacağını savunuyor: “Ülke tarihi ile bir yüzleşsin, Bulgaristan’ı, Yunanistan’ı Türk köylerinin isimlerini değiştirdi diye eleştiriyoruz. Peki buradaki köy isimlerinin değiştirilmesini kim nasıl izah edecek? Kürt yoktur demekle, köyün ismini Türkçe yapmakla, biz Türk mü olduk? Herkes kendi adına yapması gerekeni iyice düşünmeli. Biz kardeş olarak yaşamak istiyoruz. Aynı ülkede, aynı düşünceleri paylaşan insanlar olarak yaşamayı arzuluyoruz” diye konuşuyor.




EMEKLİ OLMUŞ
Şaziye Ceylan’ın eşeği belediyeden 2 yıl önce emekli olmuş.

EŞEK HÂLÂ MERCEDES
Mardin’i kale ile birlikte görüntülemek için kentin karşı yamacını dolaşırken, ana yolda rastladığımız Şaziye Ceylan’ın eşeği belediyeden 2 yıl önce emekli olmuş. 55 yaşındaki Şaziye Ceylan, inat ederek kaldırımdan yola inmeyen eşeğini dehlemeye çabalıyor. Şaziye anne, “Geçim sıkıntısı var. Eşim emekli, kahveden çıkmıyor, iki çocuğum ekmek parası için İstanbul’da. 5 çocuğum var hepsi de işsiz güçsüz. Açılım maçılım diye bir şey söylüyorlar televizyonda. Vallahi çocuklarıma aş iş versinler neyi açarlarsa açsınlar” diyor.

Kaynak: Türkiye Gazetesi

YAPILMIŞ YORUMLAR

gülçin gelmez - 2012-04-18 21:06:58
şuan mardinde hala ağalık yapan biri varmı yada aşiret?
cemil timur - 2010-10-27 15:08:10
değerli büyüğümüz sayın abdulkadir amcamın söylediği gibi malesef ağalık sistemimiz hükümsüzkalmıştır

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *