ANNEM!

Pek Kıymetli Sultanım;
Selam ve sevgiyle başlıyorum yazmaya. ‘Acaba mektubu nerede kaldı, niye gecikti?’ dediğim anda, elime ulaştı. Merak ve hüznü birden dağıttı. Hele mektuptaki müjdelerin…İnan, tarifi imkansız hazlar bıraktı. Senin değerini bir kez daha hissettim. Teşekkürler Sultanım; iyi ki varsın!
Bu mektubumda, rahmetli annemden kısaca bahsetmek istiyorum. Hatırlarsan, sözüm vardı, sana bu konu için. Vefatından bu yana on beş yıl geçmesine rağmen, anıları gözümün önünde.
Ne zaman ismi geçse, farklı duygulara gark oluyor, uzun süre kendime gelemiyorum.
Kolay değil elbette; dünyada, karşılıksız olarak beni ilk sevenden bahsediyorum.
Onunla ilgili yazacaklarımı maddeleştirerek –çok kısa- aktarayım:
1.Misafirperver bir insandı. İki taraftan akrabalarımız, dostlarımız, özellikle de yaşlı ve dul bayan akrabalarımız hiç eksik olmazdı evimizde. Hepsini güler yüzle karşılar, ikramda bulunurdu. Her Perşembe akşamı, haftanın en güzel yemeğini yapar ve ondan dağıtırdı. Çağırırdı bizi, ‘Haydi çocuklar! şu ‘ışet lımveti’ –ölüye sevabı dokunsun diye dağıtılan yemek. Ne güzel bir gelenekti. O da, bugün bir çok güzel adetlerimiz gibi kaybolmaya yüz tutmuş- bu hafta şu eve götürün.’ derdi.
2.Kimseyi kıskanmaz, kimseyi çekiştirmezdi. Bütün akraba ve komşuları ile güzel geçinirdi.
3.Kanaatkar bir insandı. Bütün serveti, giydiği bir iki takım elbiseydi. Ne yatak odası ne de gardolabı oldu. Buna rağmen gönlü pek zengindi. Çoğu zaman tek çeşit yemek yerdi. Özellikle de bir iki gün öncesinden kalan yemekleri. Çöpe ekmek ya da yemek atılmasına asla müsaade etmezdi. Kıtlık dönemini yaşamasının bunda etkisi var mıydı bilemiyorum.
4.Diğergam bir eş idi. Babam tarla, dağ-bağ işine gideceği zaman, erkenden kalkar gerekli hazırlıkları yapardı. Geleceği zaman da aynı telaş sarardı onu. Bir gün babam çift sürmeye gitmişti. Öğleden sonra, çok şiddetli bir yağmur yağmaya başladı. Pencerenin kenarına oturdu ve yağmur kesilinceye kadar oradan ayrılmadı. ‘Burada üşürsün, soba tarafına gel.’ sözüme karşılık; ‘Baban, şimdi yağmur altında; ben sobanın yanına geleceğim, olacak iş mi?’ diye karşılık verdi.
Benzer bir durumu da yemek konusunda yaşardık. Malum, dağa sıcak yemek götürülemiyor her zaman. Babamın yemek çantasına ya ekmek ile kuru üzüm ya da ekmek ve bir tane karpuz konuyordu. Kendisi de öğlen yemeği olarak buna benzer şeyler yerdi. Babamdan farklı şeyler yemeği istemezdi yani.
Erdem Beyazıt’a ait bir şiirinin şu bölümü sanki onu anlatıyor Sultanım:
Kadınlar bilirim ülkeme ait
Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak
Göğüsleri Çukurova gibi münbit
Dağ gibi otururlar evlerinde
Limanlar gemileri nasıl beklerse
Öyle beklerler erkeklerini
Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.
5.Annem çalışkandı. Son yıllara kadar evimizde su sarnıcı yoktu. Rahmetli, evin su ihtiyacını uzak kuyulardan testilerle taşımış. Hem ev ihtiyacı için gerekli suyu hem de hayvanlara verilecek olan suyu taşıma işi bayağı zahmetli. Sadece bu değil, evde bütün evin işlerini, tarlada da tarla işlerini yapardı. Erken yetişkinlik denilecek yaşta belinin bükülmesinin temel sebebi bu olsa gerek.
6.İnancında samimi idi. Özellikle haram lokma konusunda çok hassastı. Namazlarını aksatmaz; kışın mevsiminin o soğuk gecelerinde herkesten önce kalkar; odun sobasını yakar ve abdest alacaklara sıcak su hazır ederdi.
Yatmadan önce okuduğu dualar hala hafızamda. Ölümden değil, ölüm sonrası hayatta karşılaşabileceğimiz sıkıntılardan endişe duyardı. Hiçbir dilde okuma yazması -Kur’an-ı Kerim dahil- olmamasına rağmen, İslam’ın her meselesi ile haşir neşir olmuş biz insanlara göre dini yaşayışta daha öndeydi diyebilirim. Biz işin teorik kısmını tartışıp dururken, o sessizce ama içten pratiğini yaşıyordu. Özellikle aile hukuku konusunda çok ihtimam gösterirdi.
7.Akrabalarına özellikle de çocuklarına, torunlarına büyük bir sevgi beslerdi. Bizim için sık sık ettiği dualar, inanıyorum ki, hayatımızın her adımında bizlerle beraber olmuştur Allah‘ın inayet ve keremiyle. En çok ettiği dua şuydu: ‘Allah, size zalimleri musallat etmesin.’ ‘Bir tırnağınız dahi incinmesin.’ ‘Allah her iki dünyada da sizden razı olsun.’ ‘İnşallah, ellerinizle beni defnedersiniz.’ Biz de, bu son dua cümlesi üzerine, inşallah sen bizi defnedersin derdik; derdik ama bir sürü azar da işitirdik.
8.Kimseye sıkıntı vermek istemez, en yakınlarına bile yük olmak istemezdi. Bulunduğu ortamın olumlu havasına hep katkı sağlardı. Çok küçükken ettiği şu dua onun bu konudaki karakterini ortaya koymaktadır: ‘Allah - le ivakkıılne vakı- yani ‘Allah bizi yatağa düşürmesin. Kimseye muhtaç etmesin.’ Dua ettiği gibi de ruhunu teslim etti.
9. Hayata dair hayalleri, planları hemen hemen yok gibiydi Bundan olacak ki mal-eşya sevgisi taşımazdı. Dünyada var olmanın gayesini müdrik bir şekilde hayatını yaşardı.
10. Onu kaybettiğimde 27 yaşındaydım. Hiç annesini görmeyen ya da çok erken yaşlarda annelerini kaybeden arkadaşlarım var. Onlara göre şanslı sayılabilirim. Ancak, benim gözümde onunla geçirdiğim süre, yine de çok çok az. Yaramazlıklarımız hariç tutulacaksa genel olarak onu üzmedim. Onun işlerine-su taşıma dahil- koşmaya çalıştım, hastalandığı –göğüs kanseri- süresince ona refakat ettim. Hayır duasını hep aldım. Bundan dolayı mutluyum; ama yine de her hatırıma geldiğinde ‘Keşke, daha çok halini sorsaydım. Keşke , ona daha fazla zaman ayırsaydım.’ diye iç muhasebe yapıyorum. Anne sevgisi işte böyle bir şey Sultanım. Ne hakkını verebiliyorsun ne de ona doyabiliyorsun. İnanmayan insanları dahi, bu tarifi imkansız duygular hep sarmış sarmalamıştır.
Bir örnekle iktifa etmek istiyorum:
Annemin mezarına gittik bugün
Babam,Namık,Nihat,Defne ve ben
Namıkın arabasıyla geçtik
Yollardan ve mezarlığın içinden

Çiçekler serptik üstüne mezarın
Durduk orda sessizce
Birbirine bakmadan herkes
Ağladı,ya da bir şeyler düşündü kendince

Annemin mezarının yanındaki
Bir başka mezarın önünde bir kadın ağlıyordu
Kocasıydı sanırım toprağın altındaki
Kısa bir zaman önce yitirmiş olduğu

Bayram ziyaretçileriyle doluydu mezarlık
Herkes ölüsüyle birlikte olmaya gelmişti
Ağlanacak,bir an anımsanacaktı geçmiş
Sonra yine hayatın hırgürüne dönülecekti

Saçma olduğunu bildiğimiz halde gelişimizin
Hiçbirimiz bir başka dünyaya inanmadığımız halde
Durduk mezarı önünde annemin
Annem oradaymışçasına;
Babam,ben,Namık,Nihat,Defne

Dönerken sessiz bir anlaşma vardı aramızda hepimizin
Saçma da olsa gelişimiz,bir başka dünyaya inanmasak da
Birlikte ya da yalnız,gelip duracağız önünde bu mezarın
Bir daha dönülmez şeyleri düşünüp ağlamaya..
Ataol BEHREMOĞLU
Sultanım, ne mutlu sana ki annen yanı başında ve üzerindeki haklarını yerine getirmeye çalışıyorsun. Benim elimden bu fırsat kaçtı. Ancak, ben Behremoğlu gibi düşünmüyorum çok şükür. Annemle bağımız, duamızla, yapacağımız iyiliklerle hala devam ediyor manen. Ve, bu gecenin gündüze çıkacağına inandığım gibi de, öbür aleme inanıyorum. Dolayısıyla, onunla –inşallah- tekrar kavuşacağımın bilinci içerisinde, şu an boş yere –saçma- göz yaşı dökmediğimi düşünüyorum.
Sultanım, bu konuyu uzatmayacağımı söylemiştim. Mektuba konu olan anneme, Allah’tan bol bol rahmet dilerken; seni de, o engin rahmet sahibine emanet ediyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

YAPILMIŞ YORUMLAR

henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *