Bir Aşk?tı Telefondaki

Düşünüyorum, düşünüyorum…

Dün gece herkesten gizlediğim o ismi yanı başımdaki buğulu pencerelere yazıyordum yine.Kendimi avutuyordum bu aşkın baş harfleriyle. Ve satın alıyordum tüm hıçkırıkları ağlayan kadınlardan. Bunu bile saklıyordum herkesten,maktulunu  gizleyen bir katil gibi tıpkı.Kendimden bile saklıyordum,olan olmayan her şeyden uzak mekânlarda,sebebini bilmediğim bir düşünceyle.

Yasaklara göz kırpıyordum sarmaşıkların altında, sırt üstü uzatırken ellerimi yeşil üzüm salkımlarına, bana ait olmayan.

Kendimi o uzaklarda bırakmam gerekiyordu artık;olmuyordu çünkü.Başka kızların tenini  hayal ederek intikam almaya koyulmalıydım tez vakitte.Böyle avutmak istiyordum kendimi belki de,en acı tabirle.

Neden hep suçlu ben oluyordum ki, onun aynasında bakarken kabuk bağlamayan geçmişimize? Cevapsız bir soru olarak asılı kalıyordu yaşadıklarımızda.Vakit dolmuştu artık,anlar birikiyordu sanki duvardaki asılı saatlerde ve farkında değildik biz bunun.

Sevişme randevularıma ekliyordum bu sefer onun ismini.Sevişemeyeceğimi bildiğim halde, onun dizlerinin izinin silinmediği o utangaç yatağımızda;başka kızları atmayı düşünüyordum her gece, yastığında bıraktığı o çukura inat.Her sabah başka kızlarla gözlerimi açacaktım güneşle birlikte kirli çarşaflarda,kirli şehirlerde.Ve ben anlatırken bana üzeri açık sözcükler sarf edeceklerdi hani;ama aldırmayacaktım,aldırmamalıydım yine.

Belki de ‘’vay be!’’ diyeceklerdi ahmakça, kim bilir.

Hep o şarkı çalacak değil ya o eski taş plaklarda, başka şarkılara da dokunsun yüreğimize,çıplak tenimize.Mesela bir defa bile olsa bizim karar verebileceğimiz bir şarkı; -Nereden sevdim o zalimi-…

Ve aşk, iki kişilikten arınarak tek kişiliğe hazırlanıyordu kapattığımız demir kapıların ardında.Her günden farklı olarak pencereden seyrediyordum aşkı, kırılan kalbimle…Telefon çalıyor ansızın,yavaş adımlarla yürüyorum sese doğru,alıyorum alizeyi-hiçbir dokunuşu farklı olmayan bir duruşla-.

Ama nereden bilebilirdim bu sefer telefondaki sesin ona ait olacağını…

Alo…

Merhaba,ben Ferda-unutulmuş bir sessizlik alıyor beni-..ilk defa bir merhaba dokunuyordu bu kadar içimde saklı bene.

Murathan Bey’le görüşebilir miyim acaba? -Sesimi bile unutmuştu oysa-

Buyurun benim’ diyorum hiçbir şeyden haberi olmayan masum bir kedi gibi.

Uzun bir sessizlik sonrası;sadece dinle diyor,telefonun öbür ucundaki buğulu ses.

Peki diyorum bende serseri bir aşık olduğumu bildiğim halde.

‘’Eğer hâlâ yanında yer varsa bana,yarın ilk uçakla geliyorum yanına;çünkü her geçen saat, benim aleyhime olduğunu geç bile olsa anladım.’’diyordu.Ne çabuk unutmuştu geçmişi,yaptığı hataları,kapıyı ardına bakmadan çekip gidişini,diye kendi içimde sayıklıyordum.

Susuyorum.

Orda mısın Murathan? Ses verir misin,lütfen?

Evet,buradayım.-bir kekemelik alıyor beni sessizce…

Bir şey söylemeyecek misin peki?

Ne söylenir ki böyle durumlarda,onu bile unutmuşum.Bildiğim tüm sözcükler kaçmıştı benden sanki.

 

 

Keşke bazen böyle uzun bir çizgi gibi kolay cevap verebilsek karşımızdaki bir sese uzun soluklu.Geç kaldın diyemezdim ya o an.Bir trenin arkasında öylece seyreden hüzünlü yüz gibi.

Sözün bittiği yerde kalmıştım ve tek kelime sarf edemeyeceğimi anladım nedense.Bana geri dönmüştü,ancak ben hiç bir şey söylemeden ahmakça telefon elimde duruyordum tüm ışıkları sönük odada.

Sonra yine, DÜŞÜNDÜM, DÜŞÜNDÜM…

Ve bir vakitler radyo dinlerken,bir Dj’nin dudaklarından dökülen o sözü anımsadım:

 ‘’Gelirken merhaba dememişsen eğer, gitmelerin de anlamsız olur’’sevgili(m)...

Ve O,

 Dönüşünün anlamsızlığını burada yattığını anlamış gibi,usulca ( başka nasıl olabilirdi ki) kapattı telefonu…

Ağustos  2010

Yazarın Diğer Yazıları

YAPILMIŞ YORUMLAR

henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *