DÜMBELEKÇİLER

 

Dümbelek, Farsça bir sözcük. Kimi sözlüklerde "kudüm veya nekkare de denilen davulumsu çalgı" diye geçiyor. Tekke çalgısıdır. Bakırdan ya da ağaçtan bir tas biçimindedir, bu tasın ağzına deri gerilir, elle ya da sopalarla vurularak çalınır.

Darbuka da benzeri bir çalgıdır: Deri gerili kısmı geniş, dip tarafı dar, silindirimsi yapıdadır.Gövdesi madenden ya da pişmiş topraktan olabilir.

"Dümbelek" aynı zamanda, biraz argo olmakla birlikte, anlayışsız, sersem anlamına da gelir. Türkçemizde, bilir bilmez her konuda ileri geri konuşan "zevzek"lere de "ukala dümbeleği" denir.

Çocukluğumdan beri, özellikle Türk Sanat Musikisi saz heyetindeki darbukacılar dikkatimi çekmiştir. Çalarken, bedenleriyle, yüz mimikleriyle "ben buradayım" demek isterler çoğunlukla. Acaba sazları onları mutlu etmediği için mi? Darbukacı ya da dümbelekçi olmak, darbukacılar ya da dümbelekçiler tarafından nasıl algılanır? Bir saz topluluğunda olmak, onun olmazsa olmaz bir parçası olduğunu duyarak sazıyla mutlu olmak, yetmez mi onlara? Örneğin bir klarnet çalıyor olmakla, darbuka çalmak arasında bir fark var mıdır? Belki bir keman, çalgıcılar topluluğunun liderliği için önemli bir ayrıcalığı olan saz mıdır?

Galiba, sazların çeşitliliğine gereksinim var: Her birinin yeri ayrı, önemi ayrı. Elbette saz heyetinin hangi amaçla kurulduğu, hangi eserleri çalacağına bağlı olarak, topluluktaki sazların sayıları, konumları belli oluyor.

Dümbelek bir açıdan "trajik" bir saz. Herkes çalabileceğini sanır. (Benzeri bir saz da örneğin, teftir! "Tefe almak" sözünden yorumlanabileceği gibi, tef de pek ciddiye alınmayıp, "tefe alınan" bir sazdır!) Oysa, eserin ritmini "vurduğu" için, eserin ruhuna varamamış ritm duygusu eksik, eserle "hemhal" olamayanların çalamayacağı zor bir sazdır. Dümbelek ya da darbuka gerektiği biçimde çalınmazsa eser hemen çöker, diğer sazlar ritm tutamaz olur, darmadağınık olurlar! Dümbeleğin değerini anlamadıkça çalgılar, çalgıcılar topluluğunun eseri hakkıyla çalabilmek, birçok eser için, çok zordur.
Dümbelek bir anlamda diğer sazların akışını etkiler, görünmeyen bir şeftir! ("Şef"mi "tef"mi tartışması vardır, Türk Sanat Musikisinde) Buna karşın neden kimi dümbelekçiler, dümbelekçi olmaktan dolayı mutlu görünmezler? Neden kendilerini, sahnede dümbeleklerini havaya kaldırarak, gereğinden çok coşkulu hareket ederek, belli etmek isterler? Seyircinin neden kendilerini dümbelekçi oldukları için önemseyemeyeceğini düşünürler? Yoksa, seyircilerin bir bölüğü de böyle mi düşünür? Dümbelekçinin oğlu, örneğin, babasından utanır mı? Babam dümbelekçi diyemez mi? (Belki "ritm saz" çalıyor, diyebilir, belki de "perküsyon"?)

Dümbelekçinin dümbelekçi oluşundan utanması elbette büyük bir dümbelekliktir. Sazlar arasında belli bir kültür, belli bir yaşam biçimi içinde bir sıra düzeni oluşmuş olabilir. Dümbelek bu sıralamada alta düşmüş gibi görünebilir. (Kaldı ki, salt darbukalardan oluşan müzik toplulukları vardır. Diğer sazlar arasında da darbuka, dümbelek soloları yapılır!) İnsanlar da sazlara benzetilebilir. Kimisi keman, kimisi klarnet, kimisi kanun kimisi viyolonsel, kemençe, ud, tanbur... dur. (Türk Sanat Müziği sazlarından söz ediyorum!) Bana hangi saz olmak istiyorsun derseniz "darbuka" derim. (Eskiden hem Batı Müziğinde hem halk müziğimizde hem de sanat musikimizde olduğu için "klarnet" derdim!) Darbuka, gergin bir "deridir", bir çukurun, "oyuğun" üzerinde. Üstüne vurulur. Darbuka inler. Bilmem, inleyişini duyabilir misiniz? Ney, keman, kemençenin... inlemesi çok belirgindir. Ney, örneğin, üflenebildiğinde, sizi melodinin akışıyla ruhunuzun gizemli köşelerine götürüp, öteye açılan pencerelerinizdeki perdeleri dalgalandırabilir. Ney "konuşur", "inler", "ağlar", "söyler". Peki, darbuka? Darbuka, diğer sazları çağırır. "Haydi arkadaşlar, buyrun" der. Aralarında bulunmanın coşkusuyla, onlarla bütünleşerek, onları el ele tutuşturarak, sevinir, üzülür, inler, ağlar! Darbuka, birlikte kotarma, birlikte devşirme, birlikte yaratma için gereklidir! Hele bizim gibi, birarada iş yapmayı çoğu kez başaramayan, birlikteliklerin verdiği aşkla yaratmayı bilmeyen insanların bol olduğu toplumlarda, darbukanın gücü gereklidir. Hatta, benliğimizin farklı yanları arasında, duygularımızın çatışan öğeleri için de darbukacılık becerimize dayanmak zorundayız. Darbukacılık bilgeliğini anlamak gerek! Basit, kolay sanılan, küçümsenen darbuka nice, ruhsal, düşünsel yolculuklarda tuttuğu ritmle bize güç verebilir. Uzun süren bilimsel, kavramsal araştırmalarda, yılgınlığımızı gideren, bize ileri gitmemizi söyleyen coşkusuyla kıymetinin bilinmesi gereken bir sazdır. İnsanlarla zaman zaman bozulan ilişkilerimizde de gönlümüzdeki darbuka, onlarla aramızdaki boşluklar arasında köprü olur, uzakları yakın eder.

Her, gece, yatmadan önce, gönül darbukasını bir saat çalıyorum. İçimdeki diğer sazların ona severek eşlik ettiğini duyuyorum.  

Yazarın Diğer Yazıları

YAPILMIŞ YORUMLAR

henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *