DÜŞÜNCE BUHRANINDA BOĞULMAK

 

      John Locke: ‘insan zihni boş bir levhadır’. ( tabula rasa) Der. Zamanla duyular ve deneyle bu levha doldurulur.

      Zamanla, yaşantılar, deneyimlerle doldurulmaya başlayan bu levha, toplumsal ilişkilerle, çevresel etkenlerle yavaş yavaş şekillenir.

           Organizma, yeni öğrendiği her şeyi, her nesneyi zihnindekilerle ilişkilendirip, tanımlamaya, anlamlandırmaya çalışır.

        Bu bilgilerin varlığını akıl süzgecinden geçirmeden, sorgusuz, sualsiz kabul eder.

 Öğrendikleriyle kendine bir dünya kurar. Bu dünyada kral kendisidir, geriye kalan her şey onun hizmetkârlarıdır.

   Bildiği her şey gerçek, yaptığı her şey doğrudur. Onun dışındakiler yalan ve anlamsızdır.

 Hakikat ışıkları gözlerine vurunca, başı dönmeye başlar. Gözleri bulanıklaşır, kendinden geçer.

   Bu yabancı varlıkları tanımaya başlar. Tanıdıkça, kendisinin dışında bir dünyanın olduğunu, bu dünyanın içinde hakikatlerin olduğunu öğrenir.

   Kendi bildiklerini sorgulamaya başlar. Mukayese eder, İlişkilendirir. Şimdiye kadar bildikleri aksine anlamsız, beyhude, yalan olduğunu anlar.

      Yobaz bir çelişki içinde düğümlenir. Beyni donuklaşır. Damarları kan taşıyamaz olur hücrelerine.

 Eski alışkanlıklarından, tutumlarından vazgeçmesi çok zor olur. Ya yalan olduğu halde, bile bile kendini bunların doğru olduğuna inandırır, ya da yenileri kabul edip, kendini bütün eski davranışlarından arındırır.

 Yenilerini kabul ederse, çevresine kendini nasıl kabul ettirir. Şimdiye kadar beyhude bir ömür geçirdiğini nasıl kabul eder. Böyle bir şey olacağına inanmaz asla.

 Bu inanca sadık olduğunu göstermek için, yalan olduğunu bile bile, daha çok sarılmaya başlar ve bunun dışındaki bütün düşünce, fikirlere şiddetli bir muhalefet eder.

Sadece kendini kandırdığının farkına varamaz. Kendi dünyasında boğuşurken, yer küre yeni günleri getirir koynunda.

 Akıl, zamanın bozkırlarında erozyona uğrar, kuraklaşır. Rüzgârlar, aşındırır günleri ömrün kaygan topraklarından.

 Sefil bir yaşantının çöllerinde, kırık bir fenerin ışıklarını güneş sanır. Bulanık bir zihnin sularında kirlenir beyin hücreleri.

 Bir insanı, bağnazlıklarından, tutumlarından vazgeçirmek kadar müşkül bir şey yoktur.

İnsanların çoğu nefisane arzularından vazgeçmediği için, doğrulara düşman olur.

 Dünyada teşekkül olan akımların, insana en büyük kötülüğüdür bu.

  Hangi akıma sahip olursa olsun, hangi fikre, düşünceye, inanca sahip olursa olsun sadece bunun doğru olduğunu kabul eder ve bunun doğrulunu ispatlamak için sürekli bir mücadele, çatışma içindedir.

 Diğerlerini araştırmaya hacet duymadan yanlış imgesini vurup, kendince bir determinist olgusunu oluşturup kendini buna inandırmaya çalışır. Bundan asla taviz vermez çünkü onun için tek doğru yol budur.

 Oysa insan sorgulama özelliğine sahiptir. Allah bunun için ona en büyük nimeti, aklı bahsetmiş. Sorguladıktan sonra akıl ve bilimle uyuşan, hakikatlerle bağdaşanı alır, lüzumsuz, gereksiz fikir, düşünce ve inançlardan kendini ırak eyler.

Aşırıcı, tutucu bir tavır içinde olmak ahmaklıktır, akılsızlıktır. Bağnazlık, cahiliyet ikliminde çıplak gezen mecnunun kurtuluş çaresidir. Akıl sahibi, sorgular, irdeler, mukayese eder, yanlış olanı eler, doğruyu, ihtiyaç duyduğunu alır, sahiplenir.

Haldun Taner’in dediği gibi: ‘ kendine fanatik, tutkunluk duyan insana göre; dünyanın ekseni kendisidir’. Çeşitli paradigmalar, fikir akımları çerçevesinde şekillenen zihinler için de bu algı böyledir.

  Farklı olanlara asla hoşgörü etmez, müsamaha göstermezler.

 Yapay bilgilerle oluşturdukları figürleri, imkânsız kılar, buna toz kondurmazlar.

 Hala yerimizde saymamızın, bir yere varmamamızın sebebi budur. Yirmi birinci yüzyılda batılılar, bilimin zirvesine, doruk noktasına ulaşmışken, biz hala lüzumsuz kavgalarla, tartışmalarla en değerli vaktimizi heba ediyoruz.

Demokrasi bu denli gelişmişken, insana veren değer bu denli yükselmişken, biri, en doğal hakkı olan isteklerini, taleplerini dile getirirken,  birileri,  kirli vehim ve kuruntularından dolayı bunları haksız bulup, sanki dünyanın sahipleri kendileriymiş gibi diğerlerini bu çemberin dışına iterler.

 Başkasına tahammülü olmayanın, farklılıkları hazmetmeyenin, empati özelliği gelişmeyenin, ne kendisine ne de bir başkasına asla faydası dokunamaz. Kendini şartlandırmış olduğu inancın köhneli karanlıklarında kaybolup gider. İnsanlığa ziyandan başka bir şey veremez.

 Yangınlardan, korkunç felaketlerden kaçtığımız gibi tutucu, fanatik, aşırı, bağnaz insanlardan kaçmalıyız.

Kudbettin Çelik

Yazarın Diğer Yazıları

YAPILMIŞ YORUMLAR

henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *