İMGE... RİTÜEL... ANANE

 

Yaşantı kültürümüzü özetleyen çok güzel bir söz vardır. ? bizimkisi adettir, ibadet değil? diye.

  Geçmişle geleceği inşa eden, bağ kuran, birbirine bağlayan etmenlere nazar eylediğinizde, kültürümüzü oluşturan bütün ritüellerin, ananelerin bir sonal noktasını görürsünüz. O da sadece bütün iradeleri muhteva eden bir imgedir.

Tarihimizde mitlerin, efsanelerin, kahramanlık öykülerinin çok fazla olmasının sebebi bu olsa gerek. Yazılı kaynakların yoksunluğunda, halkın daima soyutsal güçlerin, metafizik kurgumacaların gizemine bağlamasıdır bütün kurtuluş ümitlerini.

Coğrafi koşulların zaruri kıldığı tarım topluluğu bireyi, doğa kanunlarına karşı direngenlik göstermesini olağan kılmıştır. Tabiata gizlenmiş şifrelerin çözümüne kendi hâkimiyetini kurmak için, fiziksel bir erkin olağanüstü özelliğine ihtiyaç duymuştur insan.

Doğal çevrenin kendisine arz ettiği unsurlarla yetinme pasifliğini kabul eden birey, toprak kültüründen öteye gidememiştir.

Sorgulama, merak etme, araştırma güdülerini harekete geçirememiştir. Coğrafyanın fiziki koşullarıyla mücadele etmeyi kabul etmiş, ya da kendini bu olaylarla özdeşleştirmiştir.

Hayatı bütün kapsamıyla mukaderiyetin ellerine emanet bırakmıştır.

Böyle bir iradenin doğal tercihi, doğanın, güçlü olanın egemenliğini koşulsuz kabul etmek zorunda kalmıştır. Zira kendisinin kurtuluşunu, daima başkasının zorunlu gücünde bulmuştur.

Bu da süreç içinde, tarihin akışına siyasal bir birliğin, bir ittifakın bulunmamasına mahal vermiştir.

Sonuç olarak paradigmalar, değerler silsilesi, kültürün, adet ve geleneklerin varlığına doğanın siluetini vurmuştur.

Kendini yenileyen, geliştiren, sınırları zorlayan, kabuğunu kıran, öteye giden, bir toplumun varlığına izin vermemiştir.

Bütün bu öğeleri karakterinde ihtiva eden birey de, kendini gizil bir erkin hegemonyasına teslim etmiştir.

Sorgulama güdüsünü reaksiyona geçiren, kendini gerçekleştirme başarını gösteren birey ise, bu toplumunun yetkinliğini kendi iradesine aktarmıştır.

Bütün bunlar, tutucu, pasif, sert, sorgulama yetisinden yoksun, düşünme becerisinden yoksul, bilgi ve mantık yeteneğinden mahrum bir konsensüsüsün varlığını teşekkül etmiştir.

O yüzden bütün davranışları, bütün adetleri, gelenek-görenekleri bir şekilden ibarettir. Geçmişten kendisine bırakılmış, soyut, içi doldurulmamış bir anlayış.  Sadece taklit ve rıza vardır. Koşulsuz kabul yani.

Böyle bir iradenin kandırması, yoldan sapması, yönlendirmesi ne yazık ki çok kolay olmuştur. Nitekim tarih boyunca bu hep böyle olmuştur. Hep gelecekte hayıflanacak bir mazi bırakmıştır arkasından.

Günümüzde de kültürümüzde taklitten öteye gidemeyen ritüeller, ananeler, dar bir imgenin sınırlarına mahkûm edilmiştir. Bunca kitleleri manasız, anlamsız, faydasız, girdaplara sürükleyen mantık, hala varlığını sürdürmekte, değişmemekte direniyor.

İbadetlerimizde olduğu gibi, fikirlerimiz de, düşüncelerimiz de, mantık ve bilimden uzaktır ne yazık ki. Çünkü ne istediğimizi, istediğimizin ne anlam ifade ettiğini bilmiyoruz. Sadece böyle öğretilmiş, böyle devam ediyoruz.

İlerlemenin, uygar toplum olmanın ölçütü, bilim ve mantıktır. Geçmişin malayani ritüellerine, ananelerine sadık kalmakla ısrar eden bir zihniyetin varlığından soyunmadıkça, ilerlememiz mümkün değil. Bütün kurtuluş çaresini de tek bir imgenin iradesine indirgemek mantıksızlığından da kurtulmadıkça, asla ilim insanını yakalamayız, mutlu olamayız.

Bu da kendini gerçekleştiren bireyle mümkündür. Sorgulayan, araştıran, çok okuyan, kültürüne sadık kalan, yozlaşmayan, devingen, aktif olan, bilimle, hakikatle ölçüşmeyen davranışlardan uzak duran bir toplumla aşılır ancak...

Yazarın Diğer Yazıları

YAPILMIŞ YORUMLAR

henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *