NİSAN YAĞMURLARI

                

Mehmet Faruk ERTEKİN

                  Tüm ilkler her zaman heyecanlı, mutluluk verici ve telaşlıdır. Ben de ilk yazımın heyecan, mutluluk ve telaşıyla sizleri selamlıyorum . Bana ayrılan bu köşeye ‘‘Nisan Yağmuru’’ adını vermeyi uygun gördüm. Tabi hepimizin hayatında hiçbir şey sebepsiz olmadığından bu ismi vermemin de bir hikayesi var. Bunu sizlerle paylaşmak isterim. Vakti zamanında Britanya’da bir gazete tarafından yarışma yapılır tüm dünya genelini kapsayan. Soru şudur : ‘‘Dünya’nın en güzel kokusu nedir?’’. Tabii cevap görecelidir, hani hep deriz ya zevkler ve renkler tartışılmaz diye. Ancak bazı şeyler de vardır ki herkes tarafından kabul görür her ne kadar bir öznellik taşısa da kişiden kişiye. Uzun süre dünyanın her yerinden cevaplar gelir. Sizlerin de içinden şu an bazı cevaplar geçtiğini tahmin edebiliyorum. Yarışmayı bir bayan kazanır. Çünkü o, verilebilecek en natürel cevabı vermiştir. Cevap : ‘‘Yağmur’dan sonraki toprak kokusu.‘’. Toprak kokusu ne güzeldir!.. Hele bir de o koku benim Mezopotamya’nın toprak kokusu hele de aylardan nisan, hava yağmurluysa. İşte bu yüzden sizlere sesleneceğim köşeme Nisan Yağmuru adını verdim. Midyat Nisan’da bir başka güzeldir rahmet damlalarıyla. Umudum paylaşımlarımızın Nisan Yağmuru gibi bereketli olmasıdır ve bereket katması topraktan yaratılan bedenlerimize ve koksak dünyanın en güzel kokusuyla.                 

                 Allah Adem’i topraktan yarattı belki de toprağa düşkünlüğümüz, topraktan gelişimizin ve ona dönecek olacağımızın bir sonucudur. Toprak canlıdır bizim için, toprak heyecanlıdır vereceği ekinler için. Bir mevsim onu ekeriz, bir mevsim onu biçeriz. Onunla yatar ve onunla kalkarız. İnsan ile Toprak; Leyla ile Mecnun, Mem u Zin gibidir ve ortak aşk destanıdır insanlığın, Adem’in yaratılmasıyla kaleme alınmaya başlanan. Toprağın ilk kağıt olduğu, kanımızın ilk mürekkep… O kadar çok sebebi var ki sevdamızın.

                  İşte bizim sevdamızın adı da Midyat. Midyatımızın her karış toprağına ayrı ayrı sevdalıyız biz. Bazen Kürt, bazen Arap, bazen Türk; kah Müslüman, kah Süryani kah Yezidi… Diller değişti, dinler değişti ama sevdamız değişmedi. Her toprak güzeldir ama Midyat bir başka güzeldir barındırdığı farklı dinler ve diller ve insanlarıyla. Herkes borçludur toprağına ama bizler bir başka borçluyuz.

                  Peki ya bu borcu nasıl ödeyebiliriz bu güzellikleri bize veren Midyat’a? Maalesef hem ilçemiz hem Mardinimiz hem de bölgemiz çok geri birçok konuda. Bir şeyler yapmak gerekiyor artık. Çözümler çok konuşuldu ama hiçbir zaman sorunların köküne inilmedi. Bu yüzden tüm çalışmalar yüzeysel kaldı ve somut hiçbir adım atılamadı. Somut adımların atılması için öncelikle kendimizi, bölgemizi tanımamız gerekiyor. İşte tam bu noktada midyat.net’te Abdurrahman Hocam’la yaptığımız görüşmelerden sonra yeni bir yazı dizisi başlatma gereği duydum. Midyatımızın başta Sosyo-ekonomik verileri olmak üzere ilçemizden çıkmış önemli kişilerin biyografilerini, yıl içerisinde yapmayı planladığımız anketleri sonuçlarını, ilçemizdeki yaşlılarla yapacağımız sözlü tarih röportajlarını vs. bulabileceğiniz sizlere sunmaya çalışacağım. Bu çalışmalardaki amacım öncelikle nereden, nasıl geldik, şu an neredeyiz, ne durumdayız, ve nereye gidiyoruz bunu görme imkanı sağlamak ve bundan sonra ilçemizle ilgili sorunlara hep birlikte kökten çözümler bulmaya çalışmaktır. Tabii ki bu tip bir yazı dizisi bir takım çalışması gerektirir ve zahmetlidir. Bunu da göz önünde bulundurarak, bu yazı dizisine katkıda bulunmak isteyen arkadaşların da benimle irtibata geçmesini istiyorum Zira birlikteliğin olmadığı bir yerde başarının olması çok zordur. Aranızdan böyle geldi böyle gider biz ne yapabiliriz diyenlere sadece bir kıssayı hatırlatmak istiyorum hepimizin bildiği.

        ‘‘Nemrut İbrahim peygamber’in ateşte yakılması emrini verdikten sonraKaynak : yorumla.net - hz. ibrahim ve karınca meydan yere odunlardan büyük bir yığın yapılmış. Odunları tutuşturmuşlar sonra. Alevler o kadar yükselmiş ki bulutların tutuşacağını sanmış çocuklar. Korkmuş kaçmış bütün hayvanlar. İbrahim peygamber’i mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış askerler. Atacaklarmış ki Nemrut’un bir kral olduğunu anlasın, görsün; bir daha ona karsı gelmesin İbrahim peygamber. Bu sırada bir karınca ağzında bir damla su ile kosa kosa gidiyormuş. Hem de boyu göklere varan cehennemi ateşe doğru. Başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş hemen yanına yanaşıp: "Bu acelen niye? Nereye böyle?" Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp, "Duymadın mi" demiş. "Nemrut, İbrahim peygamber’i ateşte yakacakmış. İşte ateşin olduğu yere su götürüyorum. Bu sözleri duyan karınca kendini tutamayarak uluorta kahkahalarla gülmeye başlamış. "Sen su ateşe dönüp hiç bakmadın mı?" diye sormuş. "Ne kadar büyük. Senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?" Su taşıyan karınca, "olsun" HİC OLMAZSA TARAFIMIZ BELLİ OLUR" demiş’’

 

      İlk yazımızda bir sürç-ü lisan eylediysek affola. Şimdilik benden bu kadar, en yakın zamanda tekrar görüşmek üzere arkadaşlar. Selam ve dua ile.

 

İRTİBAT : 0507 254 08 47

m.f.ertekin@hotmail.com

 

Yazarın Diğer Yazıları

YAPILMIŞ YORUMLAR

fatih ilköğretim mezunu - 2009-12-02 10:40:08
faruk arkadaşım sen büyük işler başaracaksın sana güveniyoruz 8/A yı hiç unutma
mehmet faruk ertekin - 2009-09-22 19:34:35
Allah razı olsun..sizlere selam ve sevgilerimi sunuyorum.inşallah midyatımıza faydamız dokunur bir yağmur damlası kadar olsa da...
Mehmet Ocak - 2009-09-19 02:37:19
Sevgili kardeşim faruk aramıza hoşgeldin. Allah utandırmasın diyorum ve başarılar diliyorum sana.

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *