SİYASİ CEPHELLEŞME VE REFERANDUM

 

Geçmişten, günümüze kabuk tutmuş yapılar, yavaş yavaş kırılmaya başlıyor, esnekleşiyor, normale dönüyor, olması gerekene indirgeniyor. 

Yıllardır demir örgülerle kendini koruma altına alan, gün geçtikçe kalınlaşan, kalınlaştıkça, halktan uzaklaşan rejim, yeni demokratik hamlelerle, sivil ve aydın kesimin girişimiyle, asıl şekline almaya başlıyor.

Günümüz dünya konjonktürün ihtiyaçlarına cevap vermeyen, demokrasi ilkelerine uzak, halkın taleplerine yerine getirmekte işlevsiz kalan, statükocu zihniyetin hegemonyası altında olan rejimin çürümüş, bozulmuş yapıları, artık yalan ve kandırma telkinleriyle; kendini kaldıramaz hale gelmiştir. Çağın gerekliliklerini yerine getiremez, ihtiyaçları karşılayamaz bir duruma gelmiştir.  

Tek vücut organizmanın iflas etmiş bütün organları gibi kansere tutulmuştur artık.

Hızla gelişen toplumun gereksinimleri sürekli artıyor. İhtiyaç artıkça, yeni yeni üretimler gerçekleştiriyor.  Yeni gelişen bilim ve teknoloji ürünleri karşısında olağan kalan, statikleşen, monoton bir seyir içinde sadece kendini koruma altına alma ve vesayetini sivil bürokrasi üstünde devam etme derdinde olan rejimin ve devletin sahte savunucularının, yalan korumacılarının, sistemin çatırdatan sesleri arasında sıkışan avazları çınlatıyor kulaklarımızı. Duvarlar çatırdadıkça, saldırganlaşmaya başlıyorlar, hırçınlaşıyor, kendinden geçiyorlar.

Ülkenin sürekli kaos, buhran, kargaşa içinde olması, kendi tahtlarını koruyacakların en çok işine gelmesi, memleketin huzuru, toplumun birlikte eşit haklar içinde yaşamaları, kendi oyunlarını bozacağı endişesini taşıyanlar, sürekli yeni senaryolar kurarak, hep bildiğimiz tanıdık oyunları sahnelemeye çalışıyorlar. Galeyana gelmeye meyilli milliyetçi kafatasçıların, bunların değirmenlerine su taşımaları, bu kirli senaryolarını uygulamasını kolaylaştırıyor.

Her seçim ve referandum öncesi bu güçler iş başına geçiyor, kendi egemenliklerini varlığı için, halka, tüm sıkıntı ve kötülükleri reva görüyorlar. Ayrıştırıcı, kin tahrik edici fikirler ajite ederek halkı birbirine düşürmeye çalışıyorlar.

Bir ahtapot gibi sistemin bütün organlarına uzanıyor kolları. Bunu en çok siyasi erklerin inayetiyle, karşılıklı rant içinde, araçsal ilişkilerle, halkın güvenliği hiçe sayarak gerçekleştirmeye çalışıyorlar.

Bu gün CHP ve MHP zihniyetinin yaptığı siyaset, statükocuların oyunlarına malzeme taşımaktan başka bir şey değildir.  Karanlık güçlerin istekleriyle konumlanmış, aynı cephede kitleler üzerinde sirayet gösterme gayretindeler.  Tamamen akıl ve izandan yoksun, doğruluk ve gerçeklikten uzak, demokrasiyle bağdaşmayan eylemlerden ibarettir yaptıkları. Bu güne değin çözüm adına, hiçbir fikir üretmemişlerdir. Saldırganlık siyasetiyle kitleleri sokaklara döküp, halkı birbirinden koparan, uzaklaştıran, ülkenin huzurunu bozan, halkın arasına kin, nefret sokan, statükocuları kurtarma derdinden başka bir siyaset yürütmemişlerdir.  

BDP’nin de yaptığı siyaset Kürt halkının gerçekliğinden uzaklaşmış, elit bir zümrenin üst kimlik direktifleriyle şekillendirmeye çalışan bir prototip birey profilini oluşturma heyulasıdır.

Gittikçe kendi halkın isteklerinden uzaklaşan bir siyasetin ürünü haline gelmiştir.  Baskın rejimlerin oluşturmaya çalıştırdığı, benim ‘bilgisiz konsensüs’ dediğim, bir kitle yaratma derdindedir. Oysa halkın gerçekliğinden soyutlanmış paradigmaların varlığını sürdürmesi imkânsızdır.  

Bütün güçlü yapılar halkın ihtiyaçları ve gerçekleriyle şekillenmiştir.

Halkın ortak iradesini yekvücut bir egemenliğin eline bırakılması ısrarından kurtulmalıdır. Çünkü özgür toplumlar, özgür bireylerle teşekkül olur ancak.

Yıllarca sistemin, bu baskıcı rejimin mağduru olmuş olan Kürtlerin, kendi demokratik haklarına kavuşmasına yaklaştığı bir zamanda, böyle gergin bir siyasetin yapılması en çok kendi halkına zarar verecektir.

Binlerce faili meçhullerin, sürgünlerin, işkencelerin, ölümlerin müsebbibi olan darbe anayasasından bir nevi olsa kurtulmak, yeni bir süreci başlamak, daha müreffeh, daha demokratik, herkesin eşitçe, kardeşçe yaşadığı bir yapı oluşturmaya gayret edildiğinde, en çok kendisi zarar gördüğü halde, BDP’nin keskin bir muhalefet sergilemesi, kendi halkına haksızlık etmektir.

Yeni anayasa paketinde her ne kadar onun istekleri ve taleplerini hiçe sayıp, kendi sivil diktasını oluşturma derdindeyse de AKP, bunun seçimle karıştırmayıp, hepimiz için artık demokrasi kapılarını aralama adımı olduğunu düşünerek, destek vermeleri gerekir. Çünkü ‘kötü durumdakiler için, her değişim iyiye bir hamledir.’ Bu yüzden bir çok sivil kuruluşun ve aydının da, söylediği benim de katıldığım ‘yetmez ama evet’ (têre nake, lê disa erê)  kampanyasıyla yola koyulması daha doğru ve kendi halkın gerçekliğiyle uyuşan bir politika olurdu.

Her ne kadar yeterli olmasa da, halkın isteklerini kendi egemenliğine hapsetmiş darbe kurumlarından kurtulmak için, gelecekte daha iyi, daha demokratik, bütün halkların ihtiyaçlarına karşılık verecek, günümüz dünya demokrasi normlarını yakalayacak bir fırsatı yakalamış oluruz. Aksi halde, hepimiz için yine kaos, hüsran, kargaşa ve karanlık bir gelecek bekliyor olacaktır. 

Yazarın Diğer Yazıları

YAPILMIŞ YORUMLAR

Harun Aktaş - 2010-08-28 02:05:43
??Aksi halde, hepimiz için yine kaos, hüsran, kargaşa ve karanlık bir gelecek bekliyor olacaktır.?? Yazdıklarınıza kısmen katılmakla birlikte;
Adı geçen Anayasa?nın, sizin tabirinizle kaosu,hüsranı ve karanlığı kaldıracağını düşünüyorsanız şayet,büyük bir yanılgının içinde olduğunuzu söylemek isterim.Şuana kadar bir kaç defa Anayasa değişikliği yaşanmasına rağmen böyle bir huzurun yaşanmadığını gördük,görüyoruz.Şimdi gelip de bütün umutları bu Anayasa?ya bağlamak ne kadar doğru sizce!?.Zihniyet değişmedikçe,ki aynı zihniyet hâlâ devam etmekte,dolayısıyla daha farklı şeyler bizi bekleyeceğini söylesek daha doğru olur...Ama her şeye rağmen yine de,neden huzurlu bir hayat bizi beklemiyor olmasın diye de kendimi alamıyorum...

saygılar

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *