Sultanım,

Mektubumun bidayetinde sana ve bütün dostlarına, şu bahar günlerinde etrafımızda açan çiçeklerin yaprakları adedince selam ve sevgilerimi sununuyorum. Mektubu geciktirmemin tek sebibi, –belki gülünç gelecek- cevabını istediğin o derin soruya nasıl cevap vereceğime bir türlü karar veremememdir. Bu kabil sorular, uzun dönemdir benim gündemimi de meşgül ediyordu. Bir zamanlar ‘Şöyle davranmalı!’ dediğim bir konu için; bugün ‘Hayır, o yöntem yanlış, böyle yaklaşılsa daha doğru olur.’ diyebiliyorum mesela. Zira, hakikaten bazı meseleler, hem nakil, hem sosyal münasebetler, hem duygular ve hem de mantık boyutu ile değerlendirilmelidir. Bundan dolayı, ‘Neden herkesle dost, arkadaş olmak istemiyorsun? İnsanları, bir-iki kusurlarından dolayı tamamen siliyorsun ve eskiden olduğu gibi aynı ortamlarda pek bulunmak istemiyorsun?’ sorusunun cevabı üzerinde uzun süre kafa yordum.

Sultanım, insanlarla önyargısız olarak iyi ilişkiler kurmaya gayret ettiğimi yakinen biliyorsun. Bu sosyal ilişkilerin sürmesi adına elimden geldiğince yanlış yapmamaya azami dikkat ettiğime de vakıfsın. Buna rağmen kurmaya çalıştığımız bu dostluklar malesef istediğimiz gibi yürümüyor bazen. Trafikteki sürücüler misali, herşey tek taraflı değil yani.

Haşmetlim, ben, cimri ve de vefasız insanlarla içten arkadaşlıklar kuramıyorum. Böyle insanlarla zorunlu olarak aynı ortamı paylaştığımda, senin istediğin gibi rol de yapamıyor; duygularımı hemen yüzüme aksettiriyorum. Bazen kendi kendime, ‘Keşke Sultanım gibi, insanların şu ya da bu kusuruna bakmadan herkesle en azından diyalog kurabilseydim.’ diyorum, ama; bu temenniden öteye geçmiyor işte.

Mesela, ismini zikrettiğin zata karşı ilişkilerimiz bir adım ileri iki adım geri şeklinde yürüyor. Senin tavsiyelerini dinlemediğim için üzgünüm. M. Naci Bostancı Bey’in rahmetli babasının nasihati -Kim olursa olsun, sana ne yaparlarsa yapsınlar, sen iyilik et, insanlık et. Bugün olmazsa yarın sana döner. Çocuğuna döner. Bırak sana çocuğuna dönmesin, başkasına döner. Bir yerlerde muhakkak karşılığını bulur- de hep zihnimde; ama ne çare ki, fiiliyata bir türlü geçmiyor. Bilirim, dünya beklektisi olmadan yapılan iyilikler, zayi olmaz. Hatta, insan bunun mükafatını iç huzur yaşayarak peşinen de alıyor. Ve ben Sultanım, hak edene bu çerçevede elimden geleni yapmaya çalışırım. Ancak, dediğim gibi, belli özelliklere sahip olanlara karşı mesafeli durmaya çalışırım. Bilmiyorum, belki de Hz. Cafer-i Sadık’ın şu sözüne daha çok kulak vermişimdir: ‘Şu beş insanla arkadaşlık kurma: Yalancı, ahmak, cimri, korkak ve fasık.’

Mektupta bahsettiğin zatın, dedikodosunu yapmak istemezdim. Ama, başta aktardığım sorunun cevabını da beklediğininin farkındayım. Onun için sözkonusu zatın birkaç özelliğinden bahsedeyim. Bilmiyorum, bu anlatacaklarım bana hak vermen için yeterli gelecek mi?

Sultanım,

1.Bu zat, çok basit meseleler karşısında dahi pek rahat bir şekilde yalan söyleyebiliyor.

2.Cömertliği hep başkalarından bekler; eli bir türlü cebine gitmez.

3.Vefa adına, en ufak bir gayreti yok.

4. Herşeyde, kendini daima merkeze koyar; herkes, onun gözünde birer peyk konumunda.

5.Başkalarının dertleri, sıkıntıları onun sadece zevkini arttırır.

6.Çekindiği ya da menfaat beklediği insanlar karşısında tam bir dalkavuk.

7. Yaptığı yanlışlıkları başkalarına yansıtma konusunda da çok becerekli bir şarlatan.

8.Maddi anlamda hak hukuk pek gözetmez

9.Emeğe hürmetsiz.

10.Lafı -dedikodu dahil- çok, icraatı az.

11. Berbat ettiği incir çuvallarının farkedemeyecek kadar ahmak.

12.Kendisine yapılmasını istemediği davranışları başkalarına çok rahat yapabilen çözülmesi zor bir karakter.

13. Ve ....

Sultanım, Cafer-i Sadık Hazretleri zannedersem, zikrettiği özelliklerden bir tanesine sahip olanlarla arkadaşlık kurmama konusanda uyarmaktadır. Ben, on iki tane yazmaya çalıştım.

Bütün bunlara rağmen yine de zaman zaman o zata acıyor ve tamamen silmiyorum. Benim dostluğuma çok ihtiyacı olmadığı için de, samimiyet kurmuyorum. Ve bu, baktığımda sevineceğim bir tablo değil Sultanım. Öyleki, çoğu zaman, davranışlarım ile vicdani değerlerim arasında müthiş bir kavga yaşanıyor. Zira isterim ki, bana bir adım gelene ben on adım gideyim.

Mektubumun bu son satırlarını okurken, içinden hala, ‘Ama böyle davranman gerekmiyor ki.’ cümlesi geçiyorsa eğer; ben de sana, ‘duanı esirgeme’ demekten başka bir söz bulamayacağım Haşmetlim.

Selam ve dua ile. Ve tekrar tekrar Selam ve dua ile.

Yazarın Diğer Yazıları

YAPILMIŞ YORUMLAR

henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *