Tutsak

 

yaralı bir kuş düşse de kafesine

ben gelirim yine soyunarak yalnızlığıma

bedeninin kimliğine

peşkeş çekerek başkaldırılarla

durmadan seslenirim çiğ aşklara

sen yine tüm çakallığınla haykırırken güneşe

bir kartalın pençesine takılan

 

yavru bir tilki gibi

çıplak ayaklarla seyrederim biçareliğini

savaş meydanında kaybettiğim kanlı tüfeğimi

bu sefer alnına dayayarak seyrediyorsun

gün batımı kızıllığını

budist inancınla

köşe kapmaca

oynardımm aç kurtlarla düşlerimde

sen  tutsaklığı anlatırken pandomim oyuncularıyla

 

dokunduğumuz şehrin dar sokaklarında

bir dilek tutardın sonra

ikimiz için

ben kendimi çıkarırdım biriktirdiğim kirli dokunuşlarla

senden habersiz

o dilekten

 

ikimize yer yoktu düşünde

ve haberin yoktu -anlamamanın gizindeydin-

sanki kendini aldatmaya çalışıyordun kırmızı maskenle

geçerek aynanın karşısına

ama farkında değildin

yine

her geçen yaz gibi biraz daha yabancılaşan o masalsı tutsaklığımızdan

Ekim/Kasım 2010

Yazarın Diğer Yazıları

YAPILMIŞ YORUMLAR

henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *