Yabancılaşmak

 

Dünya son hızıyla kısır döngüsünü, eksek hareketini tamamlamak telaşındayken, zaman, sefil ömrümüze yeni bir gün eklemekle meşguldür. Akrep, yelkovanın peşinde, saniyeler ise, dakikalara yetişmek için son suratla dikdörtgen yuvarlağı dönmektedir. Biz kendimizle oyalanırken, dakikalar, saatleri çoktan ömrümüzden çalmıştır bizden habersiz.

Her kararan günün ardında bize bahşedilen sayılı günleri tüketirken, sabahı kızıl ufuklar arasında getiren aydınlık güneş, uyanışımız için yeni bir günün müjdesini tebessümle vermekte gülümseyen yüzümüze. Oysa biz deve kuşundan farksız başımızı kızıl kumlara gömüp gökyüzünde ışıldayan güzelliklerden bihaberiz.

Gün geçtikçe, kendimizden uzaklaşıp, başka bir ben oluyoruz. Kendimizi arabaya çıktığımızda, nerede kaybolduğumuzu unutuyoruz bu sefer. Olmaya çalıştıklarımızdan sorduğumuz zaman kimliksiz yanıtlar alıyoruz ne yazık ki...

Kaybolmuşluğun karanlığında adressiz dolaşırken, karşılaştığımız her simada kendimizi buluyoruz tanımadığımız kimliğimizle...

Kendimizden uzaklaştıkça ne başka bir şekle giriyoruz, ne de kendimizi buluyoruz geriye döndüğümüzde. Bu sefer tanımsız boşluklar arasında ayaklarımızın uzandığı her taşın düştüğü uçurumlarda buluyoruz kendimizi sahipsiz. Başımıza yığılan çakılların verdiği sızıyla, kaybolan benliğimizi bulamamanın çaresizliğini geçiriyoruz içimizden.

Artık her yüz yabancı bize, aşinasız kaldık sefil ömrümüzün güzergahlarında.

Benliğimizi, kültürümüzü, adetlerimizi, ananelerimizi, kaybetmeye başladığımız günden beri, içine düştüğümüz hüsranlardan, buhranlardan kurtulamamanın acizliğini hissediyoruz en deruni yerimizden. Ne biz kendimizi tarif edebildik ne BATI bizi anlamaya çalıştı. Onlara benzemeye çalıştığımız günden beri.

Onlar kendilerini bize tanıtmaya çalışırken, biz ellerine emanet ettik bütün benliğimizi, ahlakımızı, aklımızı, duygumuzu, ruhumuzu...

Her şekle girdik, her şeyi aldık bize ait olmayan. Onlardan daha koruyucu çıktık kültürlerine, dillerine, dinlerine... açılmayı çağdaş saydık. O yüzden hep çıplak gezdik sokaklarda. Dine sarılmayı, namaz kılmayı bağnaz bulduk. Hor gördük. Hep dışladık içimizde.

Örtünmeyi cehalet saydık o yüzden hep mantık mekteplerinde yitirdik olmayan aklımızı. Yılbaşı gecelerine daha iyi hazırlandık. Kamyonlarca, bidonlarca içki tükettik. Barlarda, diskoteklerde geçirdik geceyi sabahlara kadar. En büyük, en şaşaalı çam ağaçlarını süsledik. Noel babamızı hatırladık en çok. Verdik ellerine en zehir okları çocuklarımızın. Bu onlara en mutlu armağanımızdı.

Yeni bir yılbaşı yaklaşırken bu batıl inançları yeniden adet etmeyelim kendimize. Hayasızlıkla, zihniyetsizlikle dolu geçen bu günde, gecede kendimize yakışan, adet örflerimizi yaşayalım. Dinimizin bize verdiği güzelliklerden yararlanalım. Gerekirse televizyonlar başında bile oturmayalım. Gecemizi başka güzel şeylerle geçirelim. Müslümanlara yakışmayan bu ahlaksızlıklarla kendimizi oyalamayalım....

Yazarın Diğer Yazıları

YAPILMIŞ YORUMLAR

henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *