ZEYNEP BEBEK!

Çok değerli Sultanım,

 

Selam ve sevgilerimi sunarak başlıyorum. Nasılsınız Efendim? İnşallah iyisinizdir. Gönderdiğin emaneti aldım ve sahibine ulaştırdım. Ne kadar sevindiğini keşke bizzat kendin müşahede edebilseydin. Teşekkürlerini özellikle iletmemi istedi.

Sultanım, ben hamd olsun iyiyim. Bizde ve çevremizde cereyan eden üzücü hadiseler de olmasa, çok daha iyi olacağız. Mesela üzücü hadiselerden bir tanesi, Zeynep Bebek olayı biliyorsun. Görüntüleri seyredip gözyaşı dökmemek mümkün mü? Şu ana kadar hala olayın etkisindeyim desem yalan olmaz. Bu mektupta, bu hadise ile ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Zeynep Bebek’in sağ kanadının kırıldığı –annesinin olayda vefatı- Hakkari’deki mayınlı saldırı; ‘Amaç uğruna her yol mubah’ anlayışının tezahürlerinden biri olarak gözüküyor. Dolayısıyla, faillerinin isim ve cisimleri ile ilgilenmek önemli olmakla birlikte asıl üzerinde durulması gereken mesele, canilerin ne tür bir halet-i ruhiyeye sahip olduklarıdır. Zira cesedi ısıtan ruhtur, vicdandır. Bu alanlara inmediğimiz zaman bizatihi soğuk olan savaş aletlerinin camid olan canavarların ellerinde yol açtığı derin yaralara, sadece kuru bir bez parçası basar dururuz. O da ne kadar fayda eder?

Hemcinsinin tabii olan farklı renklerini inkar ve bu çerçevede gösterilen gayri hukuki cehd-ü gayret ne kadar kabih ise; renkleri ispat amacıyla ortaya konan ilkesiz eylemler de o kadar takbih edilmeye layıktır. Her iki yolun da hareket noktası İblis’tir. Bu ifade biraz ağır telakki ediliyorsa eğer, rehberlerinin emre karşı ‘Ben ondan üstünüm, çünkü beni ateşten, onu ise topraktan yarattın.’(Sad 76) ifadesine ve başka yerde de insi olan evlatlarının "Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız ve bizi ancak dehr helak eder." (El-Casiye 24) sözlerine bakılabilir,

Öyle olmasaydı, Halkalı’da can veren Buse ve Başbağlar’da katledilen İbrahim ile Hakkari’de kanadı koparılan Zeynep Bebek olayına samimi ve gereği için çaba gösterilen bir ortak eylem ortaya çıkardı.

‘Ateş düştüğü yeri yakıp yıksın’ anlayışında olanlara; yere döşenen mayının ya Buse’yi annesiz ya da oradana geçen bir görevlinin oğlunu babasız bırakacağını ve neticede bir insanın en temel hakkı imha edilirken, başka bir masumun ruh dünyası, yaşadığı müddetçe hep hüzünle dolu olacağını, hangi kelimelerle  anlatabiliriz?..

‘Kabeden daha kutsal olan insanın yaşam hakkını ortadan kaldırmaya yönelik eylemler, hangi hak ve hukuk adına yapılabiliyor?’  diye haykırsak karşılık bulur mu? Ya da ‘Hangi hak, insanın yaşam hakkından daha önemlidir?’ sorusunu kime duyurabiliriz Sultanım? Mayının üzerine toprak atan ya da serseri bir bombanın pimini çekenler, acaba annelik-babalık gibi vasıflara haizler mi ki vicdanlarına seslenebilelim. Öyle ya baba, yüreği merhamet dolu bir erkek ve anne de her hücresi şefkat yükle bir kadındır; bu özelliklere sahip olmayanlar da, annesiz büyüyecek olan Zeynep Bebek’in dramını nasıl hissetsin?

İblis’in izinde yürüyen bir insana, savaşın en kızgın ortamında dahi bin dört yüz yıl öncesinde yapılan,

‘Kadınlara dokunmayacaksın!
Çocuklara dokunmayacaksın!
Yaşlılara dokunmayacaksın!
Kiliselerde, havralarda ibadetleri ile meşgul olan din adamlarına dokunmayacaksın!
Ağaçları kesmeyeceksin, yakmayacaksın!’ ikazı ne kadar tesir eder?

‘Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur’ (Maide 32) uyarısını ve tüyleri ürperten şu hakikati ‘Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman, (Tekvir 8-9)’ gündeme getirsek ne kadar fayda verir.?

Birbirinden daha acıkla trajedinin peşi sıra yaşandığı bir ortamda, öyle anlaşılıyor ki, sözün tesir etmediği bir noktadayız. Bilmiyorum Sultanım, benim elimden de şu anda, daha önce Mavi Emzikli Bebek için yazdığım şu satırları tekrar etmekten başka bir şey gelmiyor.  Burada Mavi Emzikli Bebek yerine Kanadı Kırık Zeynep Bebek ve Lübnanlı Bebek yerine de Hakkarili Bebek diyebilirsin. Sonucta, birinin bedeni, öbürünü de ruh dünyası vefat etmiş. Sana garip gelen şiirin son satırlarını, işte bu gözle okuyabilirsin.

 

 

 

MAVİ EMZİKLİ BEBEK

Mavi emzikli,
Dünyalı bebek!
Yüzü tozlu,
Gözleri donmuş
Lübnanlı bebek!
Seni uzaktan,
Hem de çok uzaktan seyrettim.

Rahattı oturduğum kanepe.
Arkama da,
Yumuşacık bir yastık atmayı
İhmal etmemiştim ya!...

Her zamanki gibi, yine
Bir elimde televizyon kumandası,
Öbüründe ise bir avuç çerez,
Senin kıyametini takip ediyordum.

Ama,
Yerimde donup kaldım inan,
Tozlu bedenini görünce.
Ve ilk şu mesaj geldi aklıma,
Çağlar öncesinden seslenen.
Hayır! Hayır!
Her dönemde işitilecek olan:

"Ve diri diri gömülen kız çocuğa sorulduğu vakit,
Hangi suçtan dolayı öldürüldü diye." (Tekvir: 8)

Şimdi başka bir kanepede oturuyorum.
(Bu da rahat mı, rahat.)
Senin adına, mısralar kurgulamak için.
Anlıyorsun ya!
Ben, yine uzaktan
Sana şiir yazıyorum.

"Uzaktan" diyorum ikide bir.
Mekan uzaklığı değil tabii ki.
Nasıl tarif etsem!
Kelimeler yetişmiyor bazen.

İnan ama,
Hem çaresiz,
Hem de pek mahcübum.
Ve bir o kadar da,
Nefret doluyum.
Önce, kendime elbette.
Sonra mı?
Yine kendime.

Mavi emzikli
Lübnanlı bebek!
Bak, benim kızım tam senin yaşıtın.
Aynen senin gibi,
Onun da kolları, hem yumuşacık.
Hergün öpüyorum...
Annesi az önce emzirdi.
Ağlamasın diye...
Büyüsün diye...

Anlayamadım,
Senin emziğin niçin ağzında değil?
Düşmüş ya (!)...
Ama hiç ağlamıyorsun.
Ne iyi, ne güzel!

Mavi emzikli bebek!
Merakımdandır, bağışla.
En son,
Baban ne zaman baktı sana?
Annen, doyurabildi mi seni?
Yoksa, toprağa mı doydun...

Konuş benimle ne olursun!
Bak, her yerde
Senin fotoğrafın var.
Bizim kızdan daha şanslısın her halde.
Milyonlar seni tanıyor şimdi.
Seni konuşuyor.
Nerede "zulüm" kelimesi,
Orada, senin resmin olacak artık.

Kesin şanslısın, biliyorum.
Çünkü sen,
1400 yıl öncesinden daha karanlık olan
Bu çağı tanıyamayacaksın.
Hiroşima?yı, Nagazaki?yi,
Halepçe?yi, Srebrenica?yı,
Sabra?yı, Şatilla?yı ve de Kana?yı,
Bilemeyeceksin...

Göremeyeceksin,
İnsan suretindeki canavarları.
Duyamayacaksın,
Dışı yaldızlı içi zehir dolu kelimeleri:
İnsan Hakları imiş,
Demokrasi imiş,
Ortadoğu Projesi imiş.

Dedim ya...
Sen bizden daha şanslısın:
Sıra sıra melekler
Karşılamış seni.

Mavi emzikli bebek.
Artık hiç acıkmayacak,
Hiç susamayacaksın.
İzin ver, emziğini kızım için alayım...
İzin ver, tozlu kollarından öpeyim...

 

        Sultanım, her şeyin sahibi olan Allah’a emanet ol!...

Yazarın Diğer Yazıları

YAPILMIŞ YORUMLAR

henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *